“Zafer, zafer benimdir diyebilenindir”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Başkomutanlık Meydan Muharebesi Türk milletinin kurtuluş mücadelesinin simgelerinden birisidir. Bu zafer sadece bir askeri zafer değil, aynı zamanda Türklerin küllerinden anka kuşu gibi doğmasını sağlayan dönüm noktası olmuştur; cesaretin, kararlılığın, azmin ve müreffeh yaşama arzusunun itici gücü haline gelmiştir.
Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin hazırlıkları büyük bir gizlilik içinde ve olağanüstü bir strateji ile yürütüldü. Bu süreçte Türklerin önünde iki seçenek vardı: Ya özgürce yaşayacak ya da yok olacaklardı. Başka devletlerin boyunduruğu altına girmeyecek kadar şerefli bir millet olan Türkler bu zorlu safhada, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal önderliğinde direnişi seçti ve direnişin ne denli göz alıcı bir dirilişe dönüşebileceğini tüm dünyaya gösterdi. Kurtuluş Savaşı’nın nihai zaferi olan ve 103’üncü yıl dönümünü kutladığımız Büyük Taarruz ve Başkumandanlık Meydan Muharebesi tarihimize altın harflerle kazındı.
Türk ordusu bu muharebenin ardından Gazi Mustafa Kemal’in, “İlk hedefiniz Akdeniz, ileri!” sözünden hareketle 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’e girdi ve Yunan ordusunu denize döktü. 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Mütarekesiyle de Kurtuluş Savaşı’nın askeri safhası sona erdi, Türklerin şanlı zaferi tüm dünya tarafından kabul edildi.
Tam bağımsızlığa ulaşmak için ise Mudanya’dan Lozan’a uzanan çetin bir diplomasi süreci başladı. Nihayetinde Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasıyla Türk yurdu ebediyen Türklerin egemenliğine girdi. Lozan zaferi de, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde, yetenekli ve vatansever komutanların öngörüsüyle, inanç dolu ve erdemli Türk ordusunun efsanevi gayretleriyle kazanıldı. Yıllarca dayatılan Sevr Antlaşması ile ellerini ovuşturanlar, Türk milletinin onurlu ve dik duruşu karşısında boyun eğmek zorunda kaldı.
Bu zafer;
İşgal karanlığını Anadolu topraklarına gömerek, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşuna giden yolu aydınlatmıştır.
Varlığına kast edilmek istenen Türk milletinin olağanüstü bir çabayla emperyalist sultaya geçit vermediği yekvücut ve iman dolu bir kahramanlık destanıdır.
Türklerin Anadolu’ya girişinin temellerini atan Malazgirt Zaferi’nden tam 851 yıl sonra Türk milletinin bağımsızlık mücadelesindeki en son halkadır, bizi biz yapan beslendiğimiz topraklarımıza sarsılmaz bağlılığımızın nişanesidir.
Büyük Zafer’in ardından geçen yıllarda hem coğrafyamız hem de ülkemiz üzerinde zaman zaman kargaşa bulutları dolaşmaktadır. Küresel güçlerin egemenlik savaşı, terörist grupların faaliyetleri ve bu hain yapıları destekleyen karanlık odakların sinsi planları milli güvenliğimiz için tehdit oluşturmaktadır.
Bu noktada tehlikelerin farkında olmak ve buna göre bir aksiyon almak güvenliğimiz ve bölgemizde istikrarın sağlanması açısından kritiktir. Ortadoğu’daki çıkar savaşları doğrultusunda gerçekleştirilen pazarlıklara, stratejik oyunlara, manipülasyonlara yönelik devletimizin tutumu ise hepimize güven vermektedir. Bu noktada “Terörsüz Türkiye” sloganıyla başlatılan süreç milli güvenliğimizin temin edilmesi ve toplumsal barışın korunması adına önemli bir manevradır.
Öte yandan İsrail’in Filistin üzerindeki zulmü her geçen gün şiddetlenmektedir. Kadın, çocuk, yaşlı demeden katledilen Filistinliler yüreğimizi dağlamaktadır. Onların acısı aslında tüm insanlığın ortak acısıdır. Uluslararası vicdanı yaralayan, küresel güvenlik sorununu beraberinde getiren bu katliam ve soykırıma göz yummamak insani bir sorumluluktur.
İşte tüm nedenle 30 Ağustos, her türlü iç ve dış tehdide karşı birlik olmanın, ortak hareket etmenin, kendi iradesine sahip çıkmanın önemini hatırlatmaktadır. Bugün 30 Ağustos’un gücünden ilham alarak, hiçbir sinsi planın, dış müdahaleli projenin Türkiye’nin huzuruna, birliğine, refahına gölge düşüremeyeceğini tüm dünyaya haykırıyoruz. Fedakârlıkla kazanılan bu zaferin bize kattığı direnç, aziz milletimizin iradesiyle sonsuza dek sürecektir. Bu mirasa sahip çıkmak ise daha güçlü yarınlar inşa etmemizi mümkün kılacaktır.
Bizim için güven, barış ve huzur içinde yaşayacağımız topraklarımız ancak bir devletle anlamını bulur. Bu nedenle yüz akımız olan köklü tarihimizin derin izlerinin rehberliğinde, Atamızın açtığı yolda gösterdiği hedeflere hiç durmadan yürüyoruz. Bu kutlu yürüyüşte milli kimliğimize, milli değerlerimize sahip çıkıyoruz. En büyük amacımız ay yıldızlı al bayrağımızın semalarımızda dalgalanmasını sağlamak ve bu toprakların ebediyen Türk yurdu olarak kalmasını temin etmektir. Türk milleti bu uğurda geçmişte olduğu gibi bugün de bedeller ödemeye namzettir.
Bu vesileyle 30 Ağustos Zaferi’nin 103’üncü yıl dönümünü kutluyor; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere emperyalizme karşı kahramanca mücadele eden, anlı şanlı sancağımız kıvançla dalgalansın, evlatlarımız hiçbir gücün boyunduruğu altında girmesin diye gözünü kırpmadan canını feda eden tüm aziz şehitlerimizi saygıyla, minnet ve dualarla anıyoruz. Ruhları şad, mekânları cennet olsun!
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.